Neden bu kadar sevildi?

Büyük semaverlerde demlenerek kalabalık bir topluluğa servis edilebilen çay, hem sağlıklı hem lezzetli hem de ekonomik bir içecek olarak her ülke ve dönem içerisinde o kültürle kendisine özgü bir bağ kurdu.

Uzakdoğu’da Çay

Çayın, medikal amaçlarla kullanıldığı bilinmeyenlerle dolu bir uzak tarihi var. Bu konuda tüm kaynakların hemfikir olduğu tek konu yapraklarının şifalı olduğuna inanılan çay bitkisiinin kurutulmuş veya yaş olarak medikal amaçlı kullanılmış olması.

M.Ö. 2737 yılında, Büyük Çin İmparatoru Shen Nung’u, kokusu ve tadıyla etkileyen bu özel yaprak, önce Çin’de popüler hale geldi, ardından Uzakdoğu yolculuğuna Kore, Vietnam ve Japonya ile devam etti.

Avrupa’da Çay

Avrupa çay ile 16. yüzyılın ortalarında tanıştı ve bunu takip eden iki yüzyıl içinde bu sağlıklı bitki İngiltere, İrlanda, Almanya ve Hollanda’nın vazgeçilmezi haline geldi. Tüketim bu denli artınca Portekiz ticaretini yapmak yerine tohumlarını ekip yetiştiriciliğini yapmaya başladı.

Avrupalı yetiştirdiği çayı kendisi içmekle kalmadı, 1800’lerden itibaren ihracatını yapmaya da başladı. Böylece çay, Uzakdoğu ve Avrupa’dan sonra dünyanın birçok yerinde tanınan ve sevilen bir içecek haline geldi.Her ülkede o kültür ile yoğruldu ve bu kültürlere entegre oldu.

Artan talebi karşılamak ve çayın kalitesini korumak için bugün halen dünyanın en verimli çay üretim alanları sayılan Assam ve Seylan adalarında çay bahçeleri oluşturuldu.

Türkiye’de Çay

12. yüzyılda Hoca Ahmet Yesevi’nin çay ile tanıştığı ve sağlıklı bir içecek olduğu için hastalarına da içirdiği biliniyor.

1800’lerin sonuna doğru İstanbul’daki bazı dükkanların çay satmaya başladı ve Osmanlı halkı ve yönetiminin çay ile böylece tanıştı.

1900’lerin başında II. Abdülhamit döneminde Bursa civarında birkaç yetiştirme denemesi yapıldı. Bu denemeler ekolojik koşullar nedeniyle başarılı olamadı.

Botanik uzmanlarının yaptığı başarılı araştırmaları sonucu 1924 yılında Rize’de çay üretimi için meclisten onay alındı. 1930’larda Gürcistan’dan 70 ton siyah çay tohumu alınarak Rize’ye ekildi ve Rize bunu izleyen süreçte çay bitkisi ile birlikte anılmaya başlandı.

II. Dünya Savaşı’nın ardından kahve fiyatlarının yükselmesiyle birlikte çay ekonomik, lezzetli ve sağlıklı bir alternatif olarak teşvik edilmeye başladı. Atatürk’ün teşvikleri ve bölgesel kalkınmanın sağlanmasıyla birlikte Türkiye çay üretimi ve ticareti konusunda önemli bir noktada yer almaya başladı.